BAZEN HERŞEY SUSAR TAŞLAR KONUŞUR

Tarih boyunca çok geniş coğrafyalara yayılarak, geçtikleri yerlere medeniyet götüren nadir milletlerden biri olan Türklerin zaman yolculuğunun sessiz tanıkları olan taşlar, geçmişten bugüne kültürel kodların taşıyıcısı olmuşlardır. Sadece cengâverlikle kalmayıp, asaletin, adaletin, temiz ahlakın ve derin zevk anlayışının vazgeçilmez sembolü olan atalarımız, Tanrı’ya olan bağlılıklarını, kahramanlıklarını, mutluluklarını, bazen hüzünlerini, ölümsüz olma arzularını kısacası iç dünyalarını hep taşlara kazıyarak bizlere, bugünlere aktarmışlardır.
Eski Türk inançlarına göre doğadaki her varlık canlı olarak düşünüldüğünden bu varlıklara bir takım kutsiyetler yüklenmiş ve bu inanç doğrultusunda çeşitli ritüeller geliştirilmiştir. Kuşkusuz hava, su, toprak ve ateş kadar önemli bir yeri olan taşlar adeta kişilik kazanmış, hisseden, işiten, iyilik ve kötülük yapabilen varlıklar olarak inanılmıştır. Bu inanışlarını Müslüman olduktan sonra da terk etmeyen Türkler, bu inançlarla bağlantılı geleneklerini İslamiyet’le harmanlayarak sürdürmüşlerdir. [1]
Türk mitolojisinde dağ kültünün[2] bir uzantısı olarak taş, kutsal kabul edildiği gibi aynı zamanda vatan sembolüne dönüştürülmüştür. Eski Türk inanışında koruyuculuk görevini yerine getiren ve vatanın, birliğin, gücün sembolü olarak kutsal kabul edilen Kut (Kutluğ) Dağının yeşim taşlarının parça parça Çinliler tarafından götürülmesi, buna bağlı olarak büyük göçün başlangıç sebebi olması bunun en somut örneklerindendir.
Uygurların ünlü Göç Destanı da denen Kut (Kutluğ) Dağı Efsanesi şöyledir:
“ Uygur ülkesinin mutluluk ve refahı Kutluğ Dağı adıyla bilinen iri bir yeşim kayasına bağlıdır. Bu kaya sayesinde ülkenin felaketlerden uzak bir hayat sürdüğü anlatılmaktadır. Efsaneye göre kayanın fonksiyonunu öğrenen Çinliler, kaya karşılığında Uygur kağanının oğluna Çin imparatorunun kızını vermeyi önenirler. Halkın karşı çıkmasına rağmen Kağan teklifi kabul eder ve kayayı Çinlilere verir.
Çinliler kayayı parçalayarak ülkelerine götürdükten sonra Uygur ülkesinde kıtlık başlar, her yerden göç sesleri işitilir. Sonunda Uygurlar göç etmek zorunda kalırlar”[3].
Görüldüğü gibi tarihimizdeki bu göç anlatısı kayanın kutsallığını dile getirmesi açısından önemlidir. Türk kültüründe kutsallık atfedilen varlıkların kaybedilmesinin milleti hep bir karışıklığa, felakete sürükleyeceğine inanılmıştır. Buradan hareketle taşların da bir ruhu olduğuna inanılmıştır.
Aynı şekilde Altay Türklerinin Yaratılış Efsanelerinde, uçsuz bucaksız evrende uçan, insanların koruyucusu ve iyiliğin sembolü olan Ülgen[4], denizden çıkan taşa oturunca rahatlar ve:
“Denizden çıkan taş fırladı çıktı yüze,
Hemence taşı tuttu, bindi taşın üstüne!
Artık Ülgen memnundu, rahatı bulmuş idi.
Üzerinde duracak bir yeri olmuş idi. [5]”
Biçimindeki mitolojik anlatıda da taş, yeryüzü, insanlar, bitkiler ve hayvanlar yaratılmadan önce önemli bir işlev üstlenmiştir. Görüldüğü gibi mitolojide de taş; kurtarıcı, üzerinde durulabilen bir korunak anlamındadır.
Doğanın insanlara cömertçe sunduğu taşla ilgili inanma ve uygulamalar o kadar çeşitlidir ki örneğin mezar başına mutlaka iki taş dikilir. Bunlardan baş kısmındakinin ölüm (öbür dünya), ayakucundakinin ise hayat, (bu dünya) için olduğuna inanılır. Mezarlıkta dua okurken kabrin ayakucunda durularak dua okunur. Bu şekilde bu dünyadan, öbür dünyadakine iyi niyet dilekleri gönderildiğine inanılır. Sağlamlığıyla insan için daima kendi kırılgan ve geçici yapısını aşan bir gücün sembolü olan taşlar, ölenin ruhunu huzurlu bir şekilde yolcu etmiş ve geride kalanların acısını paylaşmıştır.
Taşlar sessizce fısıldarlar bize, anlayan için hiç susmayan, geçmişin esintilerini bugüne ulaştıran kültür kodlarını bizlere taşırlar. Bu anlamda mezarlıklar, koca bir tarihi barındıran, milletin kültür taşıyıcısı, açık hava müzeleridir.
Mezar taşlarına kazınan yazılar, simge ve semboller ile kendilerine verilen biçimler yalnızca bir devrin durumunu yansıtmaz, zamana karşı direnen bir kültürün ölümle ilgili kodlarını da taşımaya devam eder.
Mezar taşları atalarımızın mana âleminin samimi, her türlü mübalâğa ve gösterişten uzak, engin güzelliğini yansıtırlar. Gözlerinin zevki ve emeklerinin hakkı ile yapılan bu eserler insanoğluna ölümün soğuk yüzünü ve acısını unutturur. İlk bakışta donmuş, cansız gibi görünseler de aslında onların, dikkatle incelendiğinde sahiplerinin aynası olduğu, onlarla birlikte devirlerin tecrübe ve zevk süzgecinden elenerek, bir anlamda canlı gibi kılık ve mahiyet değiştirerek varlıklarını sürdürdüğü anlaşılacaktır[6]. Bir anlamda sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın âdeta izdüşümü olan mezar taşları birçok işlevinin yanında ait oldukları toplumların geleneksel değerleri, yaşamdaki pratik uygulamaları ve düşünceleri hakkında da muhtelif bilgiler sunarlar. Ne diyor Alman şairlerinden Heine: “Her mezar taşının altında bir dünya tarihi yatar.”[7] Ne kadar doğru bir tespit.
Bunun yanında tarihi mezarlıklara karşı yoğun bir ilgisizlik olduğunu üzülerek görmekteyim. Ayrıca yeni definin devam etmesi mezar taşlarının büyük ölçüde tahribine sebep oluyor. Elbette ki ecdadının mezar taşını okuyamayan neslin tahribi, çok daha acımasız oluyor. Öz kültürümüze sahip birçok tamga/simge ve sembol başka kültürlere ait olduğu düşünülerek bilinçsizce yok ediliyor. Ayrıca tahrip edilen, temel taşı ve bahçe duvarı yapılan taşlar yanında, tamamen sahipsiz kalan tarihi taşlar, kimi mezar taşı ustalarına hammadde oluyor. Unutulmamalıdır ki onlar “vatan” gibi, “bayrak” gibi, “namus” gibi korunmayı ve seslerini duyurmayı beklemekteler[8]. Onları yok etmek, koca bir tarihi de yok etmekle eş değerdir. Bu milletin her ferdi bu taştan belgeleri koruyarak yarının Türk dünyasına hakkıyla teslim etmelidir.
Sonuç olarak, insan için ömür kısa, dünya geçicidir. Dünya döndükçe duran taşlar ise en kalıcı belgelerdir. Çünkü taşlar biçimlendirilerek oluşturulan eserler ve insan eli ile üzerine işlenen izler, tarihe ışık tutan geçmişten geleceğe uzanan sağlam köprülerdir.
Kumsal Şimşek
(Bağımsız Araştırmacı/Yazar)
ORCID ID: 0009-0005-0771-7164

KAYNAKLAR:
Anohin, A. V.,Altay Şamanlığına Ait Materyaller, (çev. Zekeriya Karadavut), Kömen Yayınları, Konya, 2006.
Bars, Mehmet Emin Bars, “Türk Kültüründe Ağaç Kültü ve Şor Kahramanlık Destanlarına Yansımaları”, International Journal of Social Science Doi number: http://dx.doi.org/10.9761/JASSS2446 Number: 27, p. 379-398, Autumn I 2014 s. 381.
Bayat, F. Türk Mitolojik Sistemi 2,Ötüken Yayınları, s. 222-223.
Çelik C., Şehir ve Makber, Düşünen Şehir Dergisi, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları, S. 5, Mart 2018, s.22.
Gömeç, Saadettin,Türk Kültürünün Ana Hatları, Akçağ Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2006, s. 117.
Hanoğlu, Canan, “Rize’de Bulunan Osmanlı Dönemi Mezar Taşlarına Genel Bir Bakış”, Türk Dünyası/Turkısh World Dil ve Edebiyat Dergisi/Journal of Language and Literature, Sayı/Issue: 45 (Bahar/Spring), Ankara:, 2018, .s. 292.
Ögel, B., Türk Mitolojisi, Ankara, 1971, s. 433.
Sakaoğlu, Saim. ve Duymaz, Ali, İslâmiyet Öncesi Türk Destanları: (incelemeler-metinler), Ötüken Yayınları, İstanbul, 2003, s. 217
Uluışık, Yaprak Pelin, “Anadolu Halk İnançları ve Efsanelerinde Kaya/Taş Kültü: Analı Kızlı Kaya Örneği”, Dergah Yayınları, Hazırlayan: Emine Gürsoy Naskali, Murat Koçak, Kültürümüzde Taş, Ekim 2017, s. 203.

[1] Yaprak Pelin Uluışık, “Anadolu Halk İnançları ve Efsanelerinde Kaya/Taş Kültü: Analı Kızlı Kaya Örneği”, Dergah Yayınları, Hazırlayan: Emine Gürsoy Naskali, Murat Koçak, Kültürümüzde Taş, Ekim 2017, s. 203.
[2] Kült kelimesi hakkında akla “tapma”, “tapınma” gibi anlamlar gelmektedir. Oysa tapma değil tanrısal olma anlamıyla “değer verme, tanrı ile kullar arasında aracılık edebilme kudretine sahip olma” anlamında kullanılmaktadır. Bkn. Mehmet Emin Bars, “Türk Kültüründe Ağaç Kültü ve Şor Kahramanlık Destanlarına Yansımaları”, International Journal of Social Science Doi number: http://dx.doi.org/10.9761/JASSS2446 Number: 27, p. 379-398, Autumn I 2014 s. 381. Örneğin, dağ, özellikle Altay-Sayan Türklerinin destanlarında da kutsal vatan sembolüne dönüşmüştür. Nitekim Altay dağı, vatan olarak telakki edilmiştir. Aynı zamanda dağ, ata ruhlarının barındığı yer olduğundan da kutsaldır. Dağ kültünün bir bakıma bir parçası olan taşların da kutsal bilinmesi ve vatan sembolüne dönüştürülmesi Orhun-Yenisey yazıtlarında olduğu gibi kutsal vatan anlayışıyla alakalı olmasındandır. F. Bayat, Türk Mitolojik Sistemi 2,Ötüken Yayınları, s. 222.
[3] Saim Sakaoğlu ve Ali Duymaz, İslâmiyet Öncesi Türk Destanları: (incelemeler-metinler), Ötüken Yayınları, İstanbul, 2003, s. 217; F. Bayat, Türk Mitolojik Sistemi 2, s. 222-223; Sadettin Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, Akçağ Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2006, s. 117.
[4] A. V. Anohin, Altay Şamanlığına Ait Materyaller, (çev. Zekeriya Karadavut), Kömen Yayınları, Konya, 2006.
[5] Bahattin Ögel, Türk Mitolojisi, Ankara, 1971, s. 433.
[6] Celâleddin Çelik, Şehir ve Makber, Düşünen Şehir Dergisi, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları, S. 5, Mart 2018, s.22.
[7] Süleyman Berk, Seyyid Nizam Mezarlığı, Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları 49, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1. Baskı, İstanbul, Mayıs 2018, s. 273.
[8] Canan Hanoğlu, “Rize’de Bulunan Osmanlı Dönemi Mezar Taşlarına Genel Bir Bakış”, Türk Dünyası/Turkısh World Dil ve Edebiyat Dergisi/Journal of Language and Literature, Sayı/Issue: 45 (Bahar/Spring) Ankara, 2018, s. 292.



