Kemer siyasetinde beklenen gelişme yaşandı. Necati Topaloğlu ve sekiz belediye meclis üyesi CHP’den istifa etti. Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: Dümen bu defa nereye kırılacak?
Kemer siyasetini yakından takip edenler için bu ayrılık çok da sürpriz olmadı. Çünkü son dönemde yaşanan gelişmeler, CHP’de bir süredir taşların yerinden oynadığını gösteriyordu.
Şaşırdık mı? Hayır, zaten bekliyorduk!
Önce CHP Kemer İlçe Başkanı Sedat Karakaya…
Kırk yıllık CHP üyeliğini 28 Temmuz’da sonlandırarak YENİ PARTİ’ye geçti. Ardından ilçe başkanlığına aday oldu ve seçildi. Karakaya’dan boşalan CHP Kemer İlçe Başkanlığı görevini Ali Akar devraldı ve görevine devam etti.
Bir süre sonra Kemer Belediye Başkan Yardımcısı Emin Gül’ün istifası geldi. Partideki başka ayrılıklar da bu gelişmelere eklenince gözler Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’na çevrildi.
Ve sonunda beklenen açıklama geldi: Necati Topaloğlu ve sekiz belediye meclis üyesi CHP’den istifa etti.
Böylece verilen bilgilere göre Ali Akar, CHP’de kalan tek isim oldu.
GÖYNÜK’TEN KEMER’E, PARTİDEN PARTİYE…
Necati Topaloğlu’nun siyasi geçmişi bugünden ibaret değil.
Uzun yıllar CHP’den Göynük Belediye Başkanlığı yaptı. Göynük Belediyesi’nin 2014’te Kemer Belediyesi’ne bağlanmasıyla bu görev sona erdi.
2019 yerel seçimlerinde DSP’den Kemer Belediye Başkanı seçildi. Daha sonra CHP’ye katıldı ve 2024 yerel seçimlerinde CHP adayı olarak yeniden belediye başkanlığına seçildi.
Şimdi ise CHP’den ayrılarak bağımsız devam edeceğini açıkladı.

PEKİ, DÜMEN BU DEFA NEREYE KIRILACAK?
İşte asıl merak edilen konu bu!
Kemer kulislerinde AK Parti’ye geçiş ihtimali konuşuluyor. Ancak bu, şu an için kesinleşmiş bir karar değil. Topaloğlu, böyle bir kararlarının olmadığını belirterek Kemer halkının kendisini bugüne kadar desteklediğini ve bundan sonra da desteklemesini istediğini söylüyor.
Elbette bir siyasetçinin parti değiştirme ya da bağımsız devam etme hakkı var. Ancak seçmenin de soruları olacaktır.
Sandığa giderken yalnızca adaya mı oy veriyoruz, yoksa o adayın temsil ettiği partiye, siyasi anlayışa ve değerlere de mi güveniyoruz?
Bir siyasetçi seçildiği partiden ayrıldığında, kendisine oy veren insanların beklentileri ne olacak? Seçmenin verdiği desteğin sorumluluğu nasıl taşınacak?
Bunlar yalnızca Necati Topaloğlu için değil, siyasetin tamamı için düşünülmesi gereken sorular.
Şimdilik beklemedeyiz. Bakalım Necati Topaloğlu bu defa dümeni nereye kıracak?
Siyasette yollar değişebilir; önemli olan, seçmenin güvenine ve verilen sözlere karşı sorumluluğun unutulmamasıdır.
ELEKTRİKLİ BATTANİYE: ÖNCE GÜVENLİK!
Havalar soğudu, geceler uzadı. Sıcak bir yatağa girmek hepimizin hoşuna gider. Özellikle soğuk kış gecelerinde elektrikli battaniyeler pek çok evde imdada yetişir.
Ancak evimize sıcaklık getiren bu ürünleri kullanırken güvenliği de unutmamalıyız.
Yakın zamanda yaşandığı belirtilen bir ev yangını, bu konuyu yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Elektrikli battaniyelerde yıpranmış kablolar, hasarlı bağlantılar ve üretici talimatlarına aykırı kullanım risk oluşturabilir.
Bende elektrikli battaniye kullananlardanım. Yatağı önceden ısıtıp uyumadan önce fişini çekmeyi tercih ediyorum. Ancak her ürünün kullanım talimatı farklı olabileceğinden, üreticinin güvenlik uyarılarına mutlaka uymalıyız.
Battaniyeyi katlanmış veya hasarlı durumda çalıştırmamak, kablolarını düzenli kontrol etmek, üzerine ağır eşyalar koymamak ve kullanım kılavuzunda belirtilmeyen biçimde kullanmamak önemlidir.
Unutmayalım: Birkaç dakikalık dikkatsizlik, yıllardır içinde yaşadığımız yuvamızı tehlikeye atabilir.
Güvenliğimiz tesadüfe bırakılamayacak kadar değerlidir.
BİR GENÇ TOPRAĞA, BİR ANNE ACIYA…
Bir genç hayatını kaybetti. Geride gözü yaşlı bir aile, cevabını arayan sorular ve kolay kolay dinmeyecek bir acı kaldı.
Kubilay Kaan Kundakçı davasında verilen karar, kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Yargıya saygım var. Elbette kararlar dosyadaki deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilir. Ancak bir insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylarda toplumun aklında sorular oluşması da anlaşılır bir durumdur.
Kim hangi sorumluluğu taşıdı? Olayın bütün yönleri aydınlatıldı mı? Acılı aile, yaşadığı kaybın ardından sorularına cevap bulabildi mi?
Bunlar öfkeyle değil, adaletin ve gerçeğin ortaya çıkması isteğiyle sorulması gereken sorulardır.
MAHKEME SALONU KOKTEYL DAVETİ DEĞİLDİR!
Bir de mahkeme salonundaki tavırlar üzerine düşünmek istiyorum.
Genç bir insanın hayatını kaybettiği, bir ailenin evladının acısını yaşadığı bir ortamda giyim kuşamın ve davranışların da taşıdığı bir anlam vardır. Benim açımdan mahkeme salonu yalnızca hukuki kararların verildiği bir yer değil; aynı zamanda insanların birbirlerinin acısına saygı göstermesi gereken ciddi bir ortamdır.
Bir kişinin ne hissettiğini yalnızca kıyafetinden hareketle kesin biçimde bilemeyiz. Ancak bulunduğumuz yerin ciddiyetine, yaşanan olayın ağırlığına ve karşımızdaki insanların acısına uygun davranmak hepimizin sorumluluğudur.
Görgü, yalnızca nasıl giyindiğimiz değil, nerede bulunduğumuzu ve başkalarının neler yaşadığını anlayabilmektir.
Bir genç artık hayatta değil. Bir anne evladının acısıyla yaşıyor. Böyle bir ortamda insanın aklından şu soru geçiyor: Biraz daha özen, biraz daha duyarlılık, biraz daha saygı göstermek çok mu zor?
Adaletin yanında vicdanı, hukukun yanında insanlığı da unutmamak gerekir.



