Hoşgeldiniz  

“Halkın malı olan bir alan ranta teslim edilmez”

SEMİH KÖKEN | 22 Aralık 2014 | Antalya Haber, Gündem, Kemer Güncel, Turizm A- A+

“Halkın malı olan bir alan ranta teslim edilmez”

Türkiye’de yaşanan çevre sorunları, bunlara neden olan hukuksuzlukları ve yapılan yanlış uygulamaları yerinde görmek üzere başlattığı teknik gezi kapsamında Burdur Gölü ve Alakır Vadisi’nin ardından Kemer İlçesi’ndeki Phaselis Antik Kenti’ne gelen ÇMO Genel Başkanı Baran Bozoğlu, burada basına açıklama yaptı. Phaselis Antik Kenti’nde orman alanında yapılmaya çalışılan otel projesi, Alakır Vadisi’ndeki HES projeleri ve Burdur Gölü’nün yok oluşuna dair incelemelerde bulunduklarını söyleyen Baran Bozoğlu, “Hukuksuzluk, rant ve denetimsizlik ne yazık ki bu alanlarda da yoğun bir şekilde yaşanmaktadır” dedi.

 

 

“ALAN TAHSİS EDİLİP, PLANLARI YAPILMIŞ”

Beydağları Olimpos Milli Park sınırları içinde bulunan ve bir kısmı (18.626 m2) 1. Derece SİT alanında bulunan alana, 180,009 m2 alanın 161.383 m2`lik kısmına 280 odalı, 3 adet yüzme havuzlu, 6 adet Tenis Kortlu, 100 Araçlık Üzeri Kapalı Otoparkı olan, 1000 kişi kapasiteli otel ve tatil köyü yapılarak, Rixos Otelleri zincirine verilmek istendiğini belirten Baran Bozoğlu, “Alanda süreç bilim dışı ve tersten işletilerek rantın önü açılmıştır. Önce alan tahsis edilmiş, daha sonra şirket, gereken evrakları toparlamış, proje hazırlanmış, Uzun Devreli Gelişim Planı yapılmış, ardından imar planları yapılmıştır. Yani, önce Milli Park sınırları içerisinde orman olarak belirlenen arazi, yatırım amaçlı tahsis edilmiş, ardından buna uygun yasal prosedür yerine getirilmiştir. Milli Parklar Kanunu 8. Maddesinde açıkça ‘Milli park ve tabiat parklarının gelişme planları kesinleşmeden bu Kanunda sözü edilen izin verilemez’ denilmektedir. 180 dönümlük, biyoçeşitliliği yoğun olan, doğal alan, orman alanı herhangi bir plan olmadan tahsis edilmiş, tahsis işleminin ardından planlar hazırlanmıştır” dedi.

“HALKIN MALI OLAN BİR ALAN RANTA TESLİM EDİLMEZ”

Tahsis edilen alanın Turizm Gelişim Bölgesi içinde kalmakla beraber turizm merkezi değil, Milli Park alanı olduğunu vurgulayan Baran Bozoğlu; “Alan uluslararası sözleşmelerle korunmuş tarihi Antik Phasilis kentinin hemen arkasında ve arkeolojik alana bitişik iç içe bir alandır. 2012 yılında Antalya Kültür Varlıkların Koruma Bölge Kurulu, alanın tarihi SİT olma özelliğini genişletmiş ve tahsis edilen alanın 20,000 metre karesi daha SİT alanı ilan edilmiştir. Arkeologların girişimiyle alanın tamamının SİT olması talep edilmiş, Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu 17.02.2014 Tarih ve 2399 K.sayılı kararı ile tahsis alanı da kapsayan bölgenin jeomanyetik alan etüdlerine yönelik bilimsel bir çalışma ile alanın arkeolojik özelliğinin yeniden araştırılmasına karar vermiştir. Arkeolojik olarak yeniden araştırılmasına karar verilen bir bölgede, yani coğrafyamızın tarihine dair yeni verilerin olabileceğine dair çalışmaların yapılmasına karar verilen bir bölgede, nasıl olur da “otel” yapılmasının önü açılabilir? Tabiri caizse, tarihin, kültürün fışkırdığı bir alanın, halkın malı olan bir alanın ranta teslim edilmesi, belirli çıkar gruplarının eline bırakılması kabul edilemez! Tahsis Orman Kanunu`na Aykırı! Orman kanunun 17. maddesi hangi durumlarda ormanlık alanın tahsis edilebileceğini ya da kiralanabileceğini belirlemiştir. Buna göre 17. maddenin 3. Fıkrasında ‘…Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde’ denilmektedir” diye konuştu.

“DOĞA YOK EDİLİYOR, İL ÇEVRE MÜDÜRLÜĞÜ SORGULAMIYOR!”

Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği`ne göre, söz konusu proje için ÇED sürecine girilip girilmeyeceğine dair karar verilmek üzere Proje Tanıtım Dosyası hazırlandığını belirten Bozoğlu, “Antalya İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü kendilerine sunulan Proje Tanıtım Dosyası`nı (PTD) inceleyerek, doğal sit alanı olan bir bölgede yapılacak olan proje için ÇED sürecini gerekli görmediğini belirtmiş ve ÇED Gerekli değildir kararı vermiştir. Proje tanıtım dosyasında kullanılan modelleme çalışmasındaki hatadan, ağaçların kesileceğinin belirtilmemesine, kullanılacak araçlara dair eksik bilgilerden, hafriyatın nereden çıkacağına dair bilgi eksiklikleri gibi birçok hatalı ve eksik bilgi dosyada tespit edilmiştir” dedi. Bozoğlu, bu eksikliklere rağmen il müdürlüğünün nasıl karar verebildiğini, Antalya İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün tüm kararlarının incelenmesi gerektiğine vurgu yaptı.

“PHASELİS KORUNMALIDIR!”

Alanla ilgili verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararını yargıya taşıdıklarını ve mahkeme tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildiğini de hatırlatan ÇMO Genel Başkanı Bozoğlu, Mahkemenin önümüzdeki günlerde iptal kararı vermesini beklediklerini kaydetti. Bozoğlu ayrıca, sürecin tamamlanmadığını, şirketin bakanlığa ÇED başvurusu yapabilme ihtimali bulunduğunu belirterek, “Bu nedenle herkesin gözü kulağı bu alanda olmalıdır. ÇED süreci odamız tarafından da takip edilecektir. Şirketi ve Bakanlığı bu projeden vaz geçmeye davet ediyor, tahsis işleminin de iptal edilmesini istiyoruz. Phaselis korunmalıdır” dedi.

BURDUR GÖLÜ’NÜN YOK OLDUĞUNU HERKES BİLİYOR ANCAK ÖNLEM ALINMIYOR!

Açıklamasında Burdur Gölü’ne de yer veren ÇMO Genel Başkanı Baran Bozoğlu; “Burdur Gölü, ülkemizin ekosistemi en gelişkin gölleri arasındadır. Avrupa’dan ülkemizin güneyine doğru olan kuş göç yollarının içerisinde yer almakta, dolayısıyla doğal dengenin temellerinden olan kuşların yoğun şekilde uğradığı bir bölgedir. Ülkemizin 13. Ramsar alanıdır. Yaban hayatı geliştirme statüsüne sahiptir. Burdur havzası dışarıya bir akış vermemekte ve dışarıdan da akış almamaktadır. Kapalı bir havzadır. Kendi su döngüsü ile yaşamı sürdürmektedir. Yani korunması zorunludur.”

HÜKÜMETİN KUŞLAR İLE İLGİLİ PROBLEMİ VAR

Bölgenin kuş göç yollarında yer aldığının altını çizen Bozoğlu, “Garib bir şekilde hükümetin kuşlar ile ilgili bir problemi olduğunu görüyoruz. Nerede kuş göç yolu var oraya proje yapılmaya başlanıyor. Orası yok edilmeye çalışılıyor. 3’üncü hava limanı projesi de kuş göç yolu üzerindedir ve kuşların yaşam alanlarının yok edilmesi projesidir. Tuz gölü yine flamingoların yaşadığı bir alandır. Madencilik faaliyetlerinin önü açılmıştır ve hukuksuz bir şekilde devam etmektedir. Aynı şekilde Burdur Gölü de bu alanların içerisinde yer almaktadır. O yüzden Hükümetin kuşlar ile ilgili sıkıntısı olduğunu düşünüyoruz. Kuşları artık rahat bırakmasını istiyoruz. Kendine has özellikleri olan Burdur Gölü’nün yok olmaması mümkündür.  Göldeki yoğun tükenişin temel nedenleri arasında; Kaçak ve kontrolsüz yer altı suyu kullanımı, Gölü besleyen derelerin önüne göletlerin yapılması, Küresel iklim değişikliğini en yoğun hisseden ülkemizin kuraklaşma ihtimali yüksek olan bölgesinde bulunması, Tarımsal sulamadaki ve tarımsal üretimdeki hatalar,  Yoğun su tüketen büyükbaş hayvancılığın bölgede teşvik ediliyor olması, Burdura ait olan atıksu arıtma tesisinin yetersizliğidir. Burdur Gölü’nün yok olmasıyla bölgede iklimsel değişiklik olacaktır. Karasal iklim özellikleri hakim olmaya başlayacak bu nedenle de tarımsal üretim zarar görecektir. Yani sulama için burdur gölüne giden derelerin önüne set çekilirken, bu uygulama nedeniyle tarım yine zarar görecektir.

Bu nedenle yapılması gereken çok nettir;

Ülkemizde 203.000 belgeli, 180.000’den fazla da kaçak kuyu bulunmaktadır. Kaçak kuyu sayısının resmi olmayan araştırmalara göre kaçak kuyu sayısının belgelendirilmiş kuyu sayısından daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü samimi davranmalı ve kaçak kuyuları tespit etmelidir. Sadece Gölet yaparak, kamuoyunda iş yapıyor imajı yaratmaya çalışmak kamu yararı sağlamamaktadır. Burdur Gölü çeperinde de kaçak kuyular acilen tespit edilmeli ve kuyu sahipleri ile çözüm odaklı bir yaklaşım ortaya konularak kaçak tüketimin önüne geçilmelidir.

Ülkemizdeki su tüketiminin %74’ü tarımsal sulamadan kaynaklanmaktadır. Damla sulama su tüketimini yaklaşık %50 oranında azaltabilmektedir. Burdur Gölü’nün yok oluşu hızlanmışken, toplumsal tepki artarken Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Burdur İl Özel İdaresi bu alana dair genel geçer yorumlar yapmaktan öteye gitmemektedir. Çiftçilere acilen damla sulama konusunda acilen bilgi ve teşvik verilmeli, mevcut teşvikler hızlandırılmalı ve izlenmelidir. Büyükbaş hayvancılık tarımsal üretimi de yönlendirmesi nedeniyle su tüketimini arttırmaktadır. Bölgede yeni bir tarım politikası acilen belirlenmeli, suyu yoğun tüketen tarımsal ve hayvansal üretimden kaçınılmalıdır. Alternatif tarım yöntemleri ve suyu az tüketen meyve sebze üretimine geçilmelidir. Lavanta veya gül üretimi de bölgede az su tüketen ve ekonomik değeri olan alternatifler arasında yer alabilir.

Mermer Ocaklarına çevresel denetimler arttırılmalıdır. Tüketimleri ve etkileri acilen kontrol altına alınmalıdır. Burdur Gölü’ne atıksu deşarj eden Burdur Belediyesi Atıksu Arıtma Tesisi’nde fosfor ve azot giderimi bulunmamaktadır. Bu önemli kirleticilerin giderimi için İller Bankası, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Burdur Belediyesi’ni destek olmalı, zaman kaybedilmeden atıksu arıtma tesisi yenilenmelidir. Şehirde su tüketiminin azaltılması için toplum bilgilendirilmeli ve tüketimi azaltıcı faaliyetler hayata geçirilmelidir.”

YENİ BİR GÖLET DAHA!

DSİ 18’inci Bölge Müdürlüğü tarafından Burdur Gölü’nün batısına, Ulupınar Deresi’nin göle dökülmeye yakın bir bölgesine ‘Karakent Göleti’ yapılmasının planlandığını aktaran Baran Bozoğlu; “Kamuoyunu bilgilendirmeden yürütülen bu çalışma için bir firmaya rapor hazırlatılmıştır. Raporda, gölün kurumasının nedeni açıkça göletlerin yapılması olarak belirtilmiştir. Zaten gölü besleyen tüm derelerin önüne göletler yapılmıştır. Tek kalan dereye de gölet yapılmaya çalışılmaktadır. Öte yandan, DSİ bu rapor üzerinden gölet projesine karar vermeyi planlamaktadır. Ancak raporda ciddi hataların yanında hesaplamaların dayanaklarında belirsizlikler bulunmaktadır. Yağış miktarları ve sıcaklığı gösteren grafikler hatalıdır. Aralık ayında ortalama sıcaklığın 70 derece olduğu belirtilmektedir ki bu mümkün değildir… Yağış grafiğinde de aylar arasındaki artış meteorolojik sürecimizle uyum sağlamamaktadır. Yani raporun en önemli ayağı olan, su döngüsünü temelden etkileyen meteorolojik konular el yordamıyla hazırlanmıştır. Gölet projesi göle sadece 2.8 km uzaklıktadır. Göletin yapımı ile birlikte buharlaşma daha da artacaktır.  Aynı zamanda göletin dolmasıyla yeraltına kayıplar oluşacaktır. Yer altına gidecek olan bu suyun nereye nasıl gideceği de raporda incelenmemiştir. Ek olarak, Burdur Gölü’ne az su gitmesi derinliğini azaltacak göldeki buharlaşma daha da artacaktır. Yani sadece giden suyun kesilmesi değil aynı zamanda suyun azalması nedeniyle artacak buharlaşma da tükenişi hızlandıracaktır.  Yapılan hesaplamaların ise (can suyu, debi, gölün ihtiyacı olan su miktarı, göletin tutabileceği su miktarı v.b.) dayanaklarının ne olduğu raporda belirsizdir. Özetle, kaçak kuyular tespit edilmeden ve önüne geçilmeden, damla sulama tarımsal üretimde egemen kılınmadan, tarımsal ve hayvansal üretim biçimi az su tüketen hale getirilmeden yeni bir gölet projesi yapmak bilimsel değildir, kamu yararı gözetmek değildir. Karakent Göleti projesinden vazgeçilmelidir. Süreç şeffaf yürütülmeli her aşamada kamuoyu bilgilendirilmelidir”dedi.

Alakır Vadisi’nin ise Türkiye’deki plansız, kamu yararından uzak HES politikasının en önemli göstergesi olduğuna değinen Baran Bozoğlu, “70 km’lik dere üzerine 8 adet HES yapılması için EPDK tarafından lisans verilmiş bunlardan 4’ü yapılmış 5.si de (Dereköy) yapılma aşamasındadır. Dereköy HES projesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın HES proje sahibi gibi davranış gösterdiği örneklerden yalnızca birisidir. Bu proje için önce Antalya İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiştir. Karara dava açılmış ve mahkeme kararı bozmuştur. Daha sonra şirket ÇED rapor hazırlamış ve Bakanlık da bu raporu yeterli bularak onaylamıştır. Yine dava açılmış ve yürütme durdurma kararı verilmiştir. Bu sırada şirket yeni bir ÇED raporu hazırlamış ve meşhur 2009/7 Genelgesi üzerinden Bakanlık tekrar olumlu kararı vermiştir. Genelgede iptal edilen veya yürütmesi durdurulan konulara dair çözüm üreten düzenlemeleri içeren bir ÇED raporu hazırlanması durumunda yeni karar verilebileceği belirtilmektedir. Oysa yürütme durdurma kararında doğrudan herhangi bir soruna atıf yapılmamıştır. Bu nedenle genelge uygulanamaz!

BAKANLIK BÜYÜK BİR HATA İÇERİSİNDEDİR

Yapılması planlanan HES 4 MW Kurulu güce sahiptir. Ancak bu üretebileceği maksimum enerji miktarıdır. Yılın tamamına yayıldığında, deredeki akış farklılıkları da göz önüne alındığında kapasite faktörü ve verimlilikte işin içerisine katıldığında tesisin kapasitesi 1 MW civarında olacaktır. Yani ülkemizin enerji ihtiyacına yoğun bir katkısı olmayacak olan bu proje 1. Derece Doğal Sit alanında yapılmaya çalışılmaktadır. Uluslararası anlaşmalar ve ülke mevzuatı doğrultusunda 1. Derece doğal sit alanında HES yapılamaz!

Alakır Vadisi Danıştay’ında onadığı mahkeme kararları doğrultusunda 1. Derece Doğal Sit alanıdır. Mahkeme suyun kaynağına kadar olan kısmın da sit alanı olarak tescillenmesine hükmetmiştir. Ancak bu karar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından halen onaylanmamış, “4 mevsim raporu” hazırlanmasının ardından kararın onaylanabileceği belirtilmiştir. Yani mahkeme kararı en az 1 yıl göz ardı edilecektir. Bunun anlamı HES’lerin inşaatının o tarihe kadar devam ettirilebilmesidir. Özetle, HES’ler yaptırılacak, sonra da “zaten her yerinde HES var artık sit vasfı yoktur” denilerek vadi yok oluşa sürüklenecektir. Bakanlık koruma alanını değil, tükenişi, yok oluşu tescillemek istemektedir.

Alakır Vadisi’nde yapılması planlanan ve inşaatı devam eden tüm HES projelerinden biran önce vaz geçilmelidir. 

ÜLKEMİZDEKİ ÇEVRE SORUNLARINI İRDELEMEYE DEVAM EDECEĞİZ!

 

Yaşanan çevre sorunlarını gündeme getirmek, bu sorunlara çözüm üretmek görevimizdir. Bu kapsamda, önümüzdeki günlerde Ergene Havzasıdaki kirliliği, Çanakkale’de plansızca, ön görüsüzce yapılmaya çalışılan termik santral projelerini incelemek adına ziyaretlerimize devam edeceğiz ve kamuoyunu bilgilendireceğiz.  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na incelemelerimizi iletiyoruz. Bakanlık acilen bilim-teknik çerçevesinde faaliyetlerini yürütmelidir. Ve ülkemizde teknik yönü güçlü, çevre mühendisi istihdamı yapan, tek başına kararlarını kamu yararı doğrultusunda veren bir Çevre Bakanlığı kurulmalıdır!” dedi.

Etiketler:

EN SON HABERLER

© 2020 KEMER HABER Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle