Hoşgeldiniz  

DÜĞÜNE SAKIN KRAVATSIZ GİTMEYİNN HAA..!!!

SEMİH KÖKEN | 21 Mayıs 2015 | Yazarlar


SEMİH KÖKEN
semihkoken@gmail.com

Malum çevreler Bir Hoca’nin kravat takmamasına da kızıyorlarmış. Bunu da Sayın Ecevit’in geçen gün televizyondaki açıklamalarından öğrendik. ‘…Kala kala, hocanın kravat takmaması kalıyor, ama kendi çevresindeki insanların hepsi kravatlı.’ Ecevit’in bu konudaki sözleri.

Kravat, kıyafeti tamamlayan bir takı, aksesuvar malum. Takan da var takmayan da. Ben kendi hesabıma takana da karışmam takmayana da. İnsanlar bu konuda serbestler elbette. Ben mecburiyet dışında kravat takmam. Ben kendimi daha rahat hissettiğim için spor kıyafeti tercih ederim. Jean giyerim, çok cepli olduğu için kovboy ceketine benzer spor ceketler giyerim mesela. Kısaca, insanların kıyafeti beni hiç ilgilendirmez. Bu yüzden insanların kıyafetine karışanlara da kızma hakkımın olduğunu düşünürüm. Fethullah Gülen’in kravat takmamasına kızanlara da kızarım. Kaldı ki kravatın da bu ülkeye birçok kültürel unsur gibi dışarıdan gelen bir takı, aksesuvar olarak girdiğini bilirim ama bunu mesele de yapmam; çeşitli kıyafet kurallarına uyanları da eleştirmeyi de hiç aklımdan geçirmem.

Madem kravattan söz açtık, biraz da bu takının tarihinden söz edeyim bugün bir çeşni olarak. Efendim, bugün kullandığımız ‘kravat’ kelimesinin kökü, aslı ‘Croat’ yani bildiğimiz Hırvat kelimesinden geliyor. Zaman içinde Hırvat’ın Batı dillerindeki karşılığı olan Croat, Kravat olup çıkmış.

Fransız yazar Francoise Chaile, Kravatın Şanlı Tarihi şeklinde çevrilebilecek La Grande Historie de la Cravate (Flamarion, Paris, 1994) adlı kitabında bu ‘modern takının’ ortaya çıkışını ve dünyaya yayılmasını şöyle anlatır:

‘… 1635 yılında 6 bin kadar yabancı şövalye ve asker Kral 13. Louis’i ve Richelieu’yu desteklemek için Paris’e geldi. Bunların arasında çok sayıda Hırvat paralı asker de vardı ve bunlar Fransa’da kralın hizmetine girdiler, Fransa’da kaldılar. Bu Hırvatların geleneksel kıyafetleri boyunlarına özel bir şekilde bağladıkları renkli eşarpları dolayısıyla büyük ilgi çekti. Eşarplar değişikti. Eratın kullandığı kaba kumaşlardan subayların kullandığı ince pamuk ve ipeklilere kadar değişik kumaşlardan yapılmışlardı. Bu şık ‘Hırvat stili ya da modası’ Avrupa’da o zamana kadar bilinmeyen bu takıyı çok beğenen Fransızları fethetti.

Otuz Yıl Savaşları’nda savaşan cesur Fransız subayları için Hırvat eşarbının avantajı aşikardı; zira bu subayların kullandıkları tül yakalık ya da gerdanlığın beyaz renginin muhafaza edilmesi ve kolasının bozulmaması gerekiyordu. Oysa, Hırvat eşarbı ya da boyunbağı boyunun çevresine bağlanıyor, önde serbest bırakılıyordu. Bu da boyunbağına ek dikkat gerektirmiyordu. Kısacası kullanım bakımından bu boyunbağı hem son derece pratikti hem de diğer takılarla kullanıldığında uyum bakımından eski takılar kadar şık duruyordu.’
Bugün kravat diye bildiğimiz ‘Hırvat eşarbı ya da boyunbağı’ tarih sahnesine işte böyle arzı endam etti. Fransa Kralı 14. Louis’in saltanatı sırasında 1650 yılında Fransa’da önce sarayda kabul gören bu takı yayıldı, Fransızcıya ‘Cravate’ diye geçti ve kültür ve zerafetin bir tür sembolü oldu toplumun bazı kesimlerinde. Sonraları Kral 2. Charles ile İngiltere’ye takdim edilen kravat burada da tuttu; sonra Avrupa’yı fethetti ve İngiltere yoluyla Amerika kıtasına kadar uzandı; Batı yayılmacılığıyla birlikte dünyanın öteki kıta ve köşelerine de kök saldı, yayıldı. Bize de bu sürecin sonucunda geldi.
Kravatın hikayesi işte böyle.
Niyemi yazdık bu yazıyı ..
Malüm Kemerin Yeni Damat Paşası için …
Madem kendin çok Milliyetçisin gitmiyorsun törene
Bari giden adamlarından doğru bilgi alsaydın..
Bak taktık sana kravatı…
Bakalım Emir askerin gördüğün zat-ı muhterem bu işe ne diyecek….
Ayışığının tüm karanlıkları aydınlatması dileyiğle…

Etiketler:

EN SON HABERLER

© 2020 KEMER HABER Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle